BEŞİKTAŞTAKİ BU KATLİAMI YAŞADIM- Ekrem GÜREŞ

Share Button

 

ID=QnsfTUf_x2F_RrJDJrzQVgK7dK236FYC2y7Ka5Ei3SKSGuc_x3D_Askeri isyana ve Komünizim propagandası yapma suçlamasıyla Genel Kurmay Askeri mahkemesinde bir yargılama bırakarak Ağrı Patnos’tan sakıncalı Asteğmen olarak 1979 sonbaharında terhis oldum.(1)  İstanbul’dayım. İstanbul Bankasında çalışıyorum.(2) Günlerden Cumartesi. Kadıköy yakasında Devrimci dayanışma adına yapacağımız toplantıya, Sırtımda Patnos’tan aldığım askeri Parkayı giyerek toplantıya katılıyorum. Toplantı bitikten sonra Beşiktaş’a uğruyorum. Deniz kenarında, bu günkü Üsküdar iskelesinin yanında iki kattan oluşan bina Barbaros kafe… Özellikle solcular ve sol öğrenciler devam ediyor. Kafenin müdürü tanıdık…2.katta oturmuş çayımızı içiyoruz. Yanımızda Oktay ve bir polis memuru var. Sohbet ediyoruz. Ben ayakta duruyorum. Tarih: 16 Aralık 1979 günlerden Cumartesi, akşam saatleri… Arkadaşlarla sohbet ediyoruz….Oysa ölüm o acı yüzünü göstermeden kafede kol geziyor…

Birden büyük bir patlama…(Bağlantı için başka bir konuya geçeyim.)

(Vantilatörün çalışması için düğmeye basıyorsun, vantilatör yavaş yavaş çalışarak hızlanıyor.)Havada tıpkı o vantilatör gibi dönüyorum. Bu dönüş esnasında şimdi yere çakılacam, acaba sağ kalabilecek miyim? Kesinlikle ölümden yana yol alıyorum.. Koca bir ömür gözüm önünde akıp gidiyor. Düşünceler denizinde çocuklarımı, annemi babamı. akrabalarımı, verdiğim mücadeleyi, ülkemde Sosyalizmi yaşamadan pisi pisine, mücadele arkadaşlarımı, yaşamımı….Köyümü, , kısacası böylesi bir durumda insan neler düşünüyorsa diyeceğim; ama yaşanmadan bu konuda düşünce oluşamaz. Tüm bunlar ne kadar zaman alır, sizce… Diye sorarsanız, anlatacağım… Tüm bu düşünceler o vantilatör gibi döndüğüm sürede oluyor Aslında döndüğüm falan yok… Şimdi olayın açıklamasına gelelim..

Bomba patlıyor. Onun etkisiyle ayaktayken aldığım darbenin etkisiyle yere düşerim. Bu düşme ne kadar zaman alır. Bu süre birkaç saniyeden fazla olamaz. Âmâ ben bu birkaç saniyeye 33 yıllık ömrümü sığdırdım. Şu bir gerçek ki Dünyada insan beyninden daha hızlı çalışan Bilgisayar yoktur diye düşünüyorum ve bunu bizzat yaşadım…

Peki sonra ne oldu….

Yer’deyim. Uzanmışım. Haykırışlar, ağlamalar, Feryat figan… Kalkamıyorum.. Bu kadar büyük bir patlamadan sağ kurtulmam mucize. Benim buradan mutlaka çıkmam ve acilen hastaneye yetişmem gerekir. İşin inanç boyutu asla aklıma gelmiyor. Bir yerlere sığınmıyorum. Var yok bir an önce hastaneye yetişmem… Bacağımı oynatıyorum, oynuyor. Kolumu kafamı vücudum hareket ediyor. Kalkacağıma inanamıyorum. Kendimi düşünce olarak zorluyorum. Bacağımı öne doğru çekiyorum, geliyor. Öteki bacağımı hareket ettiriyorum, tamam. Ve ayağa kalkıyorum. Sersem gibiyim. Merdivenlerden aşağı iniyorum. Bir an önce bir taksi bulup hastaneye yetişmem gerekiyor. Caddeye doğru yürüyorum. Yürüdüğüme göre iyiyim. Her tarafımı kontrol ediyorum. Ağrıyan bir yanım yok. Bir şeyim yok gibi. Cadde de bir taksiye el ediyorum durmuyor. Anlıyorum durumu bildikleri için almıyorlar. Cebimde bir para çıkarıyorum, para elimde Önümde yaralı bir arkadaş taksiye el etti, taksi durdu, delikanlı ne dediyse şoför hayır dedi. Ben hemen içeri girdim, parayı uzattım, beni Taksim İlk yardıma yetiştir. Arabaya bindin, araba hareket etti. Bu kadar büyük bir patlamadan sağ kurtulmam olanaksız, diye düşünüyorum, bu düşünceden bir türlü uzaklaşamıyorum. Âmâ sağ-salim bir konumdayım. Bir yandan da kendimi toparlamaya çalışıyorum..

Araba Dolmabahçe’den yukarı çıkıyor. Acaba kaç kişi öldü. Niye o arkadaşı arabaya almadım. Arka koltuktayım. Birden altımda bir ıslaklık hissetim. Elimi koltukla vücudum arasında gezdirirken bir ıslaklık hissetim. Elimi çektim. Kan deryası… Taksim İlk yardım acildeyim. Ağır yaralılar, parçalanmış vücutlar… Onları görünce duvara sırtımı dayayarak çömeldim. Halime şükrettim O sırada Oktay’ın bir sedyeyle acile getirdiklerini gördüm. Yüz üstü yatıyordu. Arkadan baldırlar parçalanmış kan revan içinde. Oktay’ın kurtulması imkânsız diye düşünüyorum. Büsbütün yıkıldım…(Oktay’ı hemen ameliyata almışlar. Bir yılda ancak kendine gelebilmiş)

Beni bir sedyeye yatırıp önce acil olanları ameliyata aldılar. Saatler sonra beni de ameliyata aldılar. Sağ tarafında, sırtımda yara almışım. İki gün hastanede kaldım, Tedavime evde devam ediyorum.

Ziyaretime gelen Eczacı bayan arkadaşım, yarama baktı. Yaramın iltihap kaptığını, mutlaka çok iyi bir doktordan tedavi görmem gerektiğini, yoksa sorun yaşayacağımı hatırlattı. Banka yönetimi ile pazarlıklardan sonra Alman hastanesine yatım.(Bu tür hastanelere havale etmiyorlardı.) Sağlıklı bir ameliyattan sonra kendimi toparladım.

Nasıl yaralandım…

Ben ayakta konuşuyordum. Sırtıma isabet eden parça direk gelmiş olsaydı mutlaka vücudumu parçalardı. Parça bir yere çarpıp hızını kaybederek bana isabet etti. Ayrıca Üstümde Kalın bir askeri parka vardı. Beni kurtaran o parkaydı. Her ne kadar ölümün kıyısında döndümse de kulağımda bıraktığı tahribat hala devam ediyor.…

 

 

Bombayı nasıl ve nereye koymuşlar….

Kafeterya dikdörtgen şeklinde uzun bir mekan. Balkon denize ve Barbaros’un heykeline bakıyor. Balkonla salon arasında duvar ve cam pencere. Bombayı radyatörün altına bir poşet içinde bırakıp çıkmışlar.. Bomba patladığı zaman radyatörde parçalanmış. Parçalar birçok insanın yaralanmasına ve o gün 7 insanın ölümüne neden olmuş. Ayrıca çok ağır yaralılar vardı.

Peki, bu katliamı kim yaptı:

Olayı herhangi bir örgüt ve kişi üstlenmedi. Sonuç olarak bu olayı Kontrgerillanın yaptığı ve 12 Eylül Faşist darbesinde yaşanan olaylar gibi bu olayın da esamisi okunmadı.

35 yıl önce yaşadığım bu katliamı paylaşma gereğini duydum.

(1)-1985 yıllında mahkemem sonuçlandı. Komünizim propagandası yapmaktan 7,5 yıl ceza aldım..

(2)-Bir dönem sendika başkanlığını yaptığım İstanbul Bankası o günkü koşullarda büyük bir bankaydı. Banka doğru yönetilemedi.1983 yıllında Ziraat Bankasına devredildi.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir