2.XORMEK AŞİRETİ’NİN EVELİYATI

Share Button

HASAN HOCA

karerAşiretin köken olarak nereden geldiği, nereye dayandığını bize gösteren somut veri ve yazılı belgeler maalesef yok gibidir. 
Hem büyüklerimizin bize anlattıkları, hem de M. Şerif FIRAT’ın; ‘Doğu İlleri Ve Varto Tarihi’ eserinde belirttiği şekilde, Xormekanlıların Karer’e yerleşmeden önceki yerleşim yeri; Dersim’in Nazimiye İlçesi’nin Civarik mıntıkası olduğu, bilinen bir gerçek.
Bu tarih; iki yüz küsur yıllık süreye tekabül etmektedir. Tabi üzerinde durduğumuz tarih ve konu; Xormekan Aşireti’nin Karer ve Varto mıntıkasına yerleşme süreci içindir.

Yine M. Şerif FIRAT’IN anlatımına göre; aşiret’in kökeni Horasan’a dayanmaktadır. Ancak bu ilişkilendirme; aşiretin etnik köken olarak Türk olduğunu gerekçelendirmek için yapıldığı kitap bir bütün olarak okunduğunda hemencecik fark edilir.  Dolayısıyla Horasan’a dayandırma maksatlı yapılan bir eklentidir.
     Yine “Doğu İlleri Ve Varto Tarihi” kitapta; vurgulandığı üzere, aşiret Horasan’da iken; Ebülmüslim-i Horasan’ın yardımında bulunmuş, büyük katkılar sağlamıştır. 
Sonrasında Ebülmüslim-i Horasan’ın; ihanete uğrayarak Bağdat’ta Abbasiler tarafında şehit edilmesinden sonra, Xormekan Aşiret’i; Horasan’dan ayrılarak Erzincan’a yerleşir. Erzincan’da yöneticilik konumunda olduğu bir dönemde Moğul İstilası başlar. İstilaya karşı kahramanca direnir fakat yenilir, Erzincan istila edilir. Teslim olmayan aşiret mensupları Sülbüs Dağları’na çekilerek orada ikamet ederler. Bu da Civark’e yerleşmek demektir.      
     Ayni eserde; M.S. 13. yy Selçuklu Sultanı Alaettin Keykubat; Xormekanlı aşireti için, bir secedere oluşturduğu, daha sonra da Osmanlı Padişahı, Orhangazi tarafından söz konusu secedereye şer düşerek aşiretin Türklüğünü belgelemiştir Şeklindeki ifadeler; ‘Doğu İlleri ve Varto Tarihi’ kitabında yer vermektedir.
      M. Şerif Fırat, aşireti, etnik köken olarak; Türklükle ilişkilendirmek için kitabın müteakip bölümlerinde olağan üstü bir çaba gösterir. Tabi bütün gayretler beyhudedir. Çünkü verilen örnekler, uydurulan doneler ve alıntıların yamukluluğu sırıtkanlığı çıplaktır, ‘Güneş balçıkla sıvanmaz’ misalidir. Kitabın belirli bölümlerde yazar; tamamıyla taraflı, amaçlı olarak Türk Irkçılığı’nın propagandasını yapar, gerçekler çarpıtılarak, maksatlı bir propaganda yürütülür.
 Kitabın ortaya çıkmasıyla birlikte Xormekanların; okuryazar olması da kitabın lehine bir avantaj olarak etki oluşturur.
Kitap; hem okutulur hem de anlatılır. Veriler de kısıtlı olunca etkisi de oluşur. Giderek Xormekanların bir bölümü kendisini ‘Türklükle’ eşlendirir.

Xormekanlar; Horasandan da gelebilirler, Ebülmüslim’e de yardım etmiş olabilirler. Bu onların eften püften şeylerle Türk olduklarını belgelemez. Kaldı ki birçok tarihçi Ebülmüslim’in de Kürt olduğunu da söylemektedir.
Bir halkın etnik kökenini belirleyen özellikler; genetik yapısıdır,  tarihi süreçte geçirmiş olduğu aşamalardır, dilidir, kültürüdür, gelenek ve görenekleri ile yaşam biçimidir.
Xormekan Aşireti’nin dili Kürtçedir, Kürtçe’nin iki şivesi de Xormekanlılarda mevcuttur. (Kürmaci, zazaki) Genetik yapısı (fiziki görünümü); Kürtler’e benzemektedirler. Yaşam biçimi – kültürü; Kürt kültürünün ta kendisidir. Çok eskiye dayanarak kutlamış oldukları Newroz (Heftemal) Bayramı’nın en ücra köşelerde nasıl kutlandığını, folkloru,  inanç ritüelleri ve ritimlerin tümü Kürt Kültürü’nün nakışlarıdır.      
Sade ve halktan Xormekanlıların hiç birisi, kendisini Türklükle eşleştirmemiştir. Yetiştiğimiz son dönemlerdeki yaşlıların tümü Türklüğü kendilerine hakaret olarak görür, sevmezlerdi. “Tırk u Tat” nitelemeleri hakaret babında algılanırdı.
Kürt’lerin İslamiyet’ten önceki inanç biçimi; Zerdüştlüktür. Alevi Kürtlerin inanç ritüellerine baktığımızda Zerdüşlük’ün büyük izlerini görebiliriz. Xormekanların; inaç ve ibadet biçiminde de bunu görmek mümkün. Ormanlık alanların, subaşlarının, dağ doruklarının, ziyaret olarak ilan edilerek, kutsal saymaları, tabiatı sevmeleri, hümanist duygulara sahip olmaları, bitkileri, doğayı, toprağı, hayvanları sevmeleri, kutsamaları, düşüce sistemleri ile inanç sisteminin düalizm üzerine kurulu olması, ateşi, güneşi, yıldızları ve mehtabı kutsamaları. Zerdüşt inancının izleri olarak tanımlamak mümkündür.
Bitki isimlerinin tümünün Kürtçe oluşu, kişi isimlerinin Kürtçe ve sonradan Arapça konulması, ayriyeten kayda değer bir konudur.
Yine M. Şerif FIRAT’IN kitabında vurguladığı şekliyle  – ki bu görüşü birçok kişi hala savunmaktadır-  Xormekan Aşireti ve daha da ileri giderek Alevi Kürtlerin Kürtçe konuşanlarının yegâne sebebi asimile olunarak Türkçeyi unutup dağ dilini konuştukları söylenmektedir.
Her ne kadar bu görüşü, kimse cesaret edip de açıktan savunmasa da, sıradan toplantılarda, sohbetlerde Alevilerin, Xormekanların; Kürt olamayacaklarını inatla vurgulamaktadırlar.
Asimilasyon olayı; sosyolojik bir kavramdır. Onun için bu konuda bilgiçlik taslamak istemem. Ama konu hakkında âcizane olarak kendi düşüncelerimi de açıklamak isterim.
Asimile etme; ‘ha’ deyince olacak bir şey değildir. Ya ihtiyaçtan kaynaklı olarak süreç içerisinde geçekleşen bir olgudur yahut da egemenlerin, hükmedenlerin; zorla, baskıyla, kendi dillerini, kültürlerini, yaşam biçimlerini bir program çerçevesinde uygulayarak, gerçekleştirdikleri bir durumdur. Demek ki asimile edenler; ya egemen olanlardır, ya da hükmedenlerdir. Egemen olanlar; çoğunluktadırlar, kültürleri baskındır, yazılı, görsel ve işitsel sanatları etkindir, örgütlüdürler, devlet yapıları mevcuttur, ekonomik güç kendilerindedir, inanç sistemlerini yozlaştırıp çarpıtılarak kendilerine ve çıkarlarına uygun biçime getirerek enjekte ederler. Bütün bu sayede asimile etme olayı azınlıkta olanları, güçsüz olanları, zamanla yutar geçer. Hükmedenler ise; egemen olanların elindeki tüm silahlar kendilerinde mevcuttur. Ancak bununla yetinmezler. Ek olarak araçları çeşitlendirirler, yöntemleri farklılaştırırlar, şiddeti de devreye sokarak sonuca gitmeye çalışırlar. Bu durumu; Osmanlıdan başlayarak, Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte Türkiye Yönetimi’nin tutumuyla açıklamak mümkündür. Bu olgu çoğu insan tarafında bilinmesine rağmen tekrarlamakta da fayda görüyorum.
Bilindiği üzere, Kurtuluş Savaşının akabinde kurulan yönetim; Kürtlerin inkârı üzerinde politika üretmeye girişmiş. Kürt; dili, kültürü, adı, coğrafyası yok sayılmış, yasaklanmış, yok edilmesi için de seferberlik başlatılmıştır.
Mezralara kadar sözde okullar götürülmüş. Ulaşılması için yollar vurulmuş, denetim, uygulama yapmak ve kabullendirmek için karakollar açılmış. Basın-yayın medya devreye sokulmuş, ajitasyon ve propaganda ile üstünlük taslanmış, Kürtlük aşağılanmış, ulufeler dağıtılmış. Kendilerince önemli gördükleri kişi ve sosyal tabakalar kiralanmış, satın alınmaya çalışılmış. Kürtlerin; en küçük hak ve özgürlük talepleri kanlı bir şekilde bastırılmış. Sosyal tabakalar ve inanç kategorileri birbirine kırdırılarak sonuca gidilmeye çalışılmış…

Yukarıda saydıklarımızın hepsi harfiyen uygulandığı halde varılan düzey, yene de istendiği noktada değildir.
Günümüzün koşullarında dahi tüm bu olanaklara karşın bu işin kolay gerçekleşemediği somut olarak görülmektedir.
Peki, o zaman düşünmek lazım, feodal bir dönemde, kapalı bir toplumsal yapı, yılda belki de bir defaya mahsus dışarı ile bağlantı kurma olasılığın olduğu bir zaman diliminde nasıl oluyor da durup durduğu yerde “Kahraman Türk evladı” Kürtleşiyor.

Kürtler; tarihin hiçbir döneminde bulunduklar coğrafyada; ne egemen oldular, ne de hükümran oldukları görüldü.
Türkler; Anadolu’ya geldikleri andan itibaren egemen olma ve hükmetmeyi esas adılar. Çünkü bu kavmin yaşamı; savaş, talan, yağma ve gasp üzerine zaten kurulu idi. Dolayısıyla aynı soydan olanların egemen ve hükmedenlerin lüksünü bırakarak ezilenlere katılması düşünülemez.  Hiç kimse durduğu yerde kendi dilini, kültürünü bırakarak Kürtlük’ü tercih etme olasılığı yoktu, olması da düşünülemez.
Demek istediğim Xormekan aşireti nereden gelirse gelsin, kim hangi uydurmaları uydurursa uydursun, Xormekan’lar; xalis mulxus Kürt olduğu, su götürmez bir gerçektir. Devamı gelecek…

15 Responses to 2.XORMEK AŞİRETİ’NİN EVELİYATI

  1. Sevket yurtsever dedi ki:

    SAYGI DEĞER HOCAM,

    Sizi akrabalığımızdan önce; bize ders vermiş bir ögretmenimiz olarak tanıdık.
    Yani akraba olmadan, hocamızdınız.
    En azından bunu kendi adıma rahatlıkla söyliyebilirim.

    Onun için, şimdiye kadar siz bizim yazdıklarımıza not verdiniz. Şimdi ise; müsade buyurursanız, nazımızın geçtiğini de
    kabul sayarak,biz de not defterinize bir şeyler yazmak istiyoruz.

    Biliyorum, ben ögrencilik yıllarında pek başarılı bir ögrenci degildim, yani orta sıralarda bir yer. Fakat, sizin beni kaldırıp
    soru soduğunuzda; gözlerinizdeki ışımanın anlamını ,ancak şimdi hatırlıyor ve anlıyorum. Ama, ne yazik ki beklentilerinize
    cevap veremediğimi de ancak şimdi anlıyor ve biliyorum. Onun için bağışlayın lütfen.

    Diger taraftan, çok başarılı bir öğretmen tarafinız daha var.
    Arıcılığı da siz bize öğrettiniz. Bu başarılı yönünüzü de bilmiyen sanırım yoktur.

    Hocam emek yüce bir değerdir. Bu değeri ortaya çıkarmada gayreti olan; gözlerinize, ellerinize,kollarınıza, beyninize ve
    kaleminize saglık.

    Benim ışıldıyan gözlerim bekleneni almıştır. Bu konuda emin ve rahatım.

    Hocam fakat, beni zaman zaman düşündüren “DİN” faktörü var.

    Biliyorsunuz, o dönemlerin belirleyici unsuru din faktörüdür.
    Yani daha özele inersek,inanç farklılıgıdır.
    Bu özellik, birleştirme de yada ayrıştırma da o dönemlerden günümüze kadar,(en azından ulus hareketi yada bilinci dönemine
    kadar, bu süreç feodal-yarı feodal toplumlarda daha da uzar.) hiç mi bir etkisi olmamıştır?
    Yada ne gibi bir etkisi olmuştur? Örnegin Şah Ismail ve Osmanlı, o dönem inanç kardeşligi kan kardeşliğinin üstündedir.
    Bu konuyu da katarak, araştırmacı yönünüzle ele alıp mantığınızla yoğurup bizlere sunamaz mısınız?

    Emeğinize ve Kaleminize sağlık.
    Saygılarımla.

    Velioglu Sevket Yurtsever.

  2. Derviş Sevin dedi ki:

    Hasan Hoca hem akranım hemde büyük amlamın oğlu ve öz yeğenimdir.yaş olarak bir kaç ay benden yüyük olduğu için ağabeyimde sayılır.Hasan hoca bu yazısından önce karer ile ilgili çok güzel bir yazı yazmıştı olumlu ve yerinde bir yazıydı zevkle okudum.

    Hasan hoca’nın yöremizin eşraflarından olan Hormekli aşiretiyle ilgili yazmış olduklarına katılmıyorum.İnsanları konuştukları dil veya etnik kimlikleriyle değil yaptıklarıyla tanımak ve anmak gerektiğini düşünmekteyim

    Hoca Aynı aileye mensup olan ve hakkın rahmetine kavuşmuş olan M.Şerif Fıratın Doğu illeri ve Varto tarihi adlı kitabından sözederek eleştirmekte ve M.Şerif Fırat’ın Türklüğü savunduğu kendisini Türk olarak tanımladığını bu nedenle Hormekli bazı aşiret mensuplarının kendilerini Türk olarak algıladıklarını belirtmektdir.

    Söz konusu kitabı yıllar önce baştan sonuna kadar okumuştum doğrusunu sorarsanız biraz şovence yazılmış olduğunu kabul ediyorum.Ancak bir insan etnik köken bakımında kensisini nasıl tanımlıyorsa öyledir.Kürdün diyorsa Kürttür Türküm diyorsa yada başka bir etnik kökene mensubum diyorsa öyledir.

    İnsanların konuştukları dil yada lehçe ile etnik kökenlerini ilişkilendirmek yanlıştır.Bu durumu bir kaç örnekle izah edebilirim.Hasan Hoca dede çocuğu Baba Mansur ocağından ve kendisini Hz Muhammed’in soyundan geldiğini savunuyor ve bu alanda bazı çalışmaları var.Mesela soy seceresin yapılandırılmasıyla ilgili çalışması gibi.

    H

  3. Derviş Sevin dedi ki:

    Hepimizin bildiği gibi Hz.Muhammed ve onun soyu araptır ve arapça konuşmuştur oysa Baba mansurluların bir kısmı Zazaca bir kısmı ise Kurmanca konuşmaktadırlar bu insanlar arap ise neden arapça konuşmuyorlar.Bu şu demektir insanların etnik kökeni ayrı konuştuğu dil ayrı olabiliyor.Bu durumun bazı sosyolojik nedenlerden kaynaklandığı bir gerçektir.

    Bir başka örnek ise Türklerle ilgilidir.Eskişehir ve Bilecikte yaşayan aynı zamanda oğuz Türk’ü olan Karakeçililer var.Aynı boya mensup olup Urfada yaşayan karakeçili aşireti mensupları da vardır.Eskişehir ve Bilecikte yaşayan bu insanların hiç biri Kürtçe bilmezken Urfada yaşayanlar ise genç nesil hariç yaşlı olanları tek kelime Türkçe konuşmayı bilmemektedirler.

    Bundan kırk yıl öncesinden avrupanın çeşitli ülkelerine göçmen işçi olarak giden hemşerilerimizin son jenerasyonu olan gençler ve çocuklar ne Türkçeyi nede atalarının dedelerinin konuştuğu zazaca ve kurmancayı bilmiyorlar bir kaç yıl sonra bu insanlar tamamen yaşadıkları ülkenin dilini konuşup o ülkenin kültürüyle büyüyecekler o halde bu gençlerimiz Alman,İngiliz yada Fıransız’mı olmuş olurlar.

    Bence insanların etnik kökenlerinden ziyade toplumumuzun geleceği ve doğup büyüdüğümüz bölge olan Karer’in sorunlarıyla ilgili ne yapılabilir nelerin yapılası gerektiği düşüncesi ve gayreti üzerine yoğunlaşırsak daha doğru olur.Öz eleştiri yapsam dahi Yeğenim Hasan Hocayı olgun kişiliğinden dolayı seviyor ve saygı duyuyorum.

  4. hasanhoca dedi ki:

    Seydé min,
    Bahsini ettiğin Hasan Hoca değilim. Ama hasan Hoca’nın düşünsel temelde bu merhaleye gelmesini canu gönülden arzu edenlerdenim.
    Hasan Hoca; kirvem ve pirimdir.Ama düşünsel yoldaki tutum ve söylemlerini tasvip etmiyor ve şiddetle eleştiriyorum.
    Bir insanın kendi eliyle kendisine yapacağı iki kötülük vardır ki bunlar af edilmez olandır.
    1.Aslını inkar etmesi veya bilmemezlikten gelmesi..
    2. Zalimin zülmüne seyirci kalması…
    Bunları sadece Xormekanlar için söylemiyorum. Maalesef içinde bulunduğumuz coğrafyadaki acı gerçekler olarak karşımıza çıkıyor.
    Derdimiz etnik yapıları körüklemek de değildir. Derdimiz ‘insanı olanı’ açığa çıkarmaktır. Bunu ortaya çıkarmanın yolu da aslına dönmek, kendi köklerine yapışarak sürdürülen bir mücadeleyle olur.
    Zalime karşı Güzel Hüseyin’in onurlu duruşuyla durarak zalimi lanetlemekle olur.
    Geçmişimize dönerek ona layik olmanın icaplarını yerine getirmek umuduyla hoşca kalınız.
    Hasan HOCA

  5. Derviş Sevin dedi ki:

    Değerli hocam Siz Hasan Hoca rumuzuyla bu yazıları yazdığınız için bende Yeğenim olan Hasan Hoca’nın yazdığını sanarak o yönüyle öz eleştiride bulundum.Bildiğim kadarıyla birden fazla Hasan hoca var keşke kendi gerçek adınızla yazmış olsaydınız.Adaşınız Hasan hocayla aranızda kirvelik olduğuna göre aranızdaki fikir farklılığı’da ikinizi ilgilendirir.Sadece şunu söylemek istiyorum Hasan hiç bir zaman aslını inkar etmemiştir.Ayrıca bizler her zaman geçmişimizle birlikteyiz önemli olan geçmişimizi doğru tahlil etmektir.Size sağlıklı bir yaşam diliyorum sevgili hocam.

  6. Ural Eroglu dedi ki:

    Merhaba sayin Hasan Hoca.
    Senin de belirttigin gibi Xormekan asiretinin uzak tarihiyle ilgili yazili belge yoktur. Kürtlerin ve Alevilerin tarihiyle ilgili yaptigimiz arastirmada, Xormekan asireti ile ilgili yazili belgelere ulasamadik. Arastirmamizin daha verimli ve iyi olmasi icin, Iran tarihini anlatan kitaplari Türkiye’de bulamadik. Bulduklarimiz ise dünya tarihini anlatan kitaplarda gecen genel bilgilerdi. Oysa bize lazim olan Iran’da Kürt asiretlerini de anlatan detayli bilgilerdi. Bir gün Iran’da bu detayli bilgilere ulasilirsa, belki Xormekan asiretini anlatan yazili belgelere ulasilabilir. Cünkü Xormekan asiretinin uzun yillar yasadigi yerlerden biri Dogu Kürdistan’dir. Cünkü Xormekan asiretinin de icinde yer aldigi Hurem hareketi, Dogu Kürdistan cografyasini da icine alan bölgede ortaya cikip yayilmisti.
    Yaptigimiz arastimalarda vardigimiz sonucu faydali olur diye seninle ve okuyucularla paylasmak isterim.
    Bazi arastirmacilar Xormekan asiretinin Hurem hareketini baslatanlar olabilecegini ve isminin ordan gelmis olabilecegini ve bu nedenle ayni soydan gelen asiret yapisindan farkli olarak ayni amaclar icin mücadele eden bazi kücük Kürt asiretlerini de icine alan sosyal bir hareket olabilecegini söylüyorlar.
    Ben de böyle bir ihtimalin olabilecegini düsünenlerdenim.
    Xormekanlarin yogun olarak yasadigi Dogu ve Kuzey Dogu Kürdistan’daki halk Ebu Müslim Horasani’nin yaninda yer almis ve Emevilere karsi savasmis. Önce mütefik olduklari Abbasiler, Emevilerin yenilmesiyle birlikte Ebu Müslim Horasani’ye ve halka ihanet ederek Ebu Müslim’i katlederek halka saldirir. Halk direnisleri bicim ve mekan degistirerek varligini sürdürür. M.S. 800’lerin basinda Babek öncülügünde Hurem Hareketi ortaya cikar. Adlari müslüman ancak yasamlarina Zerdüstilik-Alevilik damgasini vurur. Tüm ezilen halklarin esitligini ve özgürlügünü savunurlar. Dogu Kürdistan ve Iran merkezli bu hareket, Ortadogu ve Kafkas halklarini da etkiler. Engels’in, dünyanin ilk kizil bayrakli köylü hareketi diye tanimladigi Huremizm hareketi, kendi caginin en devrimci, esitci ve özgürlükcü hareketidir. Ayni dönemlerde Basra Körfezi’nde de Hamdan Karmat öncülügünde ezilen Arap halkinin devrimci hareketi Karmatiler vardir. Yasanan halk hareketleri Abbasi saltanatini sarsiyorlardi.
    Abbasiler yaptiklari bir saldirida Dogu Kürdistan merkezli bölgede 500 bin kisi dolayinda insan katlediyorlar. Bu katliamlardan kurtulmak icin kacan halk ulasilmaz sarp yerlere siginmaya calisir. Bir kac asiret Cezair’e kacar. Bazi asiretler Afganistan’a, Pakistan’a ve daha doguya yönelir. Bu asiretler bir kac kusak sonra geri yurtlarina dönerler. Bu asiretler icinde Xormekan ve Lolan asireti de vardir. Durum bu kadar acikken, bazilari israrla Xormekan ve Lolan asiretinin Türk oldugunu söylerler.
    Xormekanlari din, dil, ve kültür olarak ele aldigimizda, Türkler Iran’a girmeden 2500-3000 yil önceden Kürdistan’da yasadigi biliniyor. Yani Baltiklardan gelen Kürt boylarindandirlar. Lolan asireti ise yazili belgelere göre M.Ö. 3000-3500 yildan beri Lolo,Lulu ve baska isimlerle Iran, Irak ve Türkiye ücgenindeki bölgede yasamislar. Yazili olmayan diger arkeolojik veriler ise bu halkin cok daha eski caglarda oralarda yasadigini gösteriyor.
    Güzel calismalarinda sana basarilar diliyorum.

  7. Ural Eroglu dedi ki:

    Merhaba Sayin Dervis Sevin.
    Sayin Hasan Hoca’nin yazisini degerlendirirken; “Ancak bir insan etnik köken bakiminda kendisini nasil tanimliyorsa öyledir. Kürdüm diyorsa Kürttür. Türküm diyorsa Türktür. Ya da baska bir etnik kökene mensubum diyorsa öyledir.” diye yazmissin.
    Hic bir insan kendi etnik kökenini, hic bir canli kendi türünü belirleme sansina sahip degildir. Her insan ve canli icinde bulundugu iklimsel ve cografi kosullara göre sekillenir. Yani insanin fiziksel ve genetik yapisini ve bazi davranis özelliklerini belirleyen sey iklimsel ve cografi kosullardir. Iklimsel ve cografi kosullari degisen insanlarin ve canlilarin genetik ve fiziksel degisimi icin uzun yillar gerekir. Kisacasi her etnik topluluk, bu dogal süreclerin sonucunda ortaya cikar. Ve kan bagiyla devam eder.
    Buyum diyerek olunabilen sey ise düsünsel ve inancsal konular icin gecerlidir. Mesela Arap olmayan halklar Müslüman oldular, ancak Arap olamadilar. Mesela senin atalarin Zerdüsti-Alevi iken sonradan Müslüman oldular, ancak sen hala Kürtsün. Atalari Zerdüsti-Alevi olan kimi Kürtler simdi Safii müslüman, ancak etnik olarak Kürttürler. Atalari Zerdüsti-Alevi olan Iranlilari, Afganlari, Ermenileri ve diger halklari düsün…
    “Insanlarin konustuklari dil ya da lehce ile etnik kökenleri iliskilendirmek yanlistir.” deyip, buna kanit olarak Baba Mansuranlarin kökeninin Muhamed’e dayandigini ve Arap olmalarina ragmen Kürtce konustuklarini yazmissin. Dil,bir etnik yapiyi anlamada ve tanimlamada önemli araclardan biridir. Ancak yalniz basina bir insanin konustugu dile bakarak etnik yapisi belirlenemez.
    Ne Aleviler ilk Müslümanligi kabul edenlerdir, ne de Alevi Pirlerinin soyu Muhamed’e dayanir. Islamiyet, ortaya ciktigi Arap Yarimadasi’nin güney yarisi icin bir toplumsal devrim niteligindeydi. Ancak Filistin, Lübnan, Suriye ve Irak’in kuzey yarisi, Nil cevresi ve kuzey Afrika halklari icin, Iran ve Kürdistan olmak üzere Zerdüsti-Alevi inancina mensup halklar icin gerciydi. Bu nedenle bu halklar uzun süre Islamiyete direndiler. Islamiyet kilic zoruyla Kürtlere ve Iranlilara benimsetildi. Artik Islamiyete dayanarak varliklarini sürdürmek zorunda kalan Aleviler gercek Müslüman olduklarini, Pirler de Muhamed’in soyundan geldiklerini kanitlamaya calistilar. Hep bu hikayeyle büyüdük, tarihi arastirip gercekleri ögrenene kadar.
    Baba Mansurlar ve Kureysanlar Muhamed’in soyundan gelselerdi Arap tip özelliklerini göstermeleri ve Zerdüsti-Alevi inancina göre degil, Müslüman inancina göre yasamalari gerekiyordu. Bu iki özellik de bunlarda yoktur. Belki evrim gecirdiler diyen olur. Hemen cevaplayayim; aradan gecen yillar insanda bu denli degisikligi yaratmaya yetmiyor.Islamiyetin bölgede hakim oldugu bir dönemde Kureysanlarin ve Baba Mansuranlarin Zerdüsti-Alevi inancinin etkisinde kaldigini hic kimse iddia edemez.
    Eskisehir ve Bilecik’teki Karakecililer ile Urfa’dakilerin isim benzerligi disinda biribiriyle alakasi yoktur. Yüz yillardir ic ice yasamanin ve dayatilan asimilasyonlarin sonucu, benzer isimlerin kullanilmasi kacinilmaz bir durumdur. Tipki Türkce soyadi kullandigimiz gibi. Osmanli’nin lezetli peynir ve tereyaginin Qeracdag’da getirildigi bir dönemde, Osmanli’nin Karakecili asiretini adlandirma ihtimalini de düsünmeliyiz. Bunlari yazan kitaplar, bu isim benzerligi disinda, hic bir delil sunamiyorlar. Kürt olduklari yüzde yüz bilinen Xormekan ve Lolan asiretini dahi Türk göstermeye calisiyorlar.

  8. xemetkan karer dedi ki:

    Sayin Dervis Sevin,bu yorumu sizin dile getirdiginiz dil,soy ve inanc üzerinden yaptiginiz degerlendirmeyi esas alarak,sizin sahsinizda olusan bu teori ve düsüncenin gercek sahiplerine verilen cevap olarak görmenizi istiyoruz.Öncelikle Alevi inancinin Islamiyetten yüzyilar önce var oldugunu söylemek günümüz bilgi ve arastirmalarinin sonucuna dayanarak bu gercegi savunmak hicte zor olmasa gerek.Aleviligin inanc ve felsefesini Alevi inanclarindan sonra ortaya cikan bir cok dinlerde ve inanclarda cok net görünmektedir.Fakat Islamiyetin ortaya cikisi ile egemen ve zulüm dinciligine bürünmesi ile direnen toplum yapisi Alevilik ismiyle anilsa bile öncesinde bu direnis ve inancin var oldugunu savunuyoruz.Bu noktada Alevilik inanci ve felsefesi Zerdüst inanci ve felsefesiyle karsilastirilirsa aralarinda bir cok ortak noktaya rastlanir.Zerdüst ve Alevi inancinda ve felsefesinde Tanrinin insani baska bir seyden yaratmayip kendisinden bir parca olarak yarattigi gercegidir.Enel Hak yani ben Tanriyim demektir.Tipki Hallac-i Mansur,un Nesimi,nin Tanri benim dedikleri gibi.Her sey var oldu bir tek noktadan,noktada gizlidir esrari Yezdan misralari bu felsefenin Alevi felsefesiyle benzerligini cok net ortaya koymaktadir.Zerdüst inancinin Tanri ve insan yaklasimi Alevilikteki Tanri-insan inanciyla bire bir örtüsüyor.Alevilik üzerine iliskin Faik Bulut,un su vurgulari dikkat cekicidir.Eski Zerdüst-Mazda dilinde atesin bir adi Arrawi(Atesperest)sözcügünün sonradan bozularak Ali,yle bagdastirma döneminde Alevi,ye dönüstürüp,dönüstürülmedigi meselesi yeterince irdelenmemistir.Daha eskiye gidersek Sümer metinlerinde gecen ates ruhunun adi AL,dir.Atese tapanlarin Araplarin arasinda ates ruhunu benimseyenler anlamina gelmek üzere Alavi-Alawi kullanildigini bunuda Türkler arasinda Al-ci ve ya Al-avci seklinde dile getirilip,Alevici-Alevi biciminde dönüstürmedikleri ne malüm?Faik Bulut eski Farsca ve Kürtcede atesin alevine Alaw dan yani atese tapanlardan gelmis olabilecegini belirtiyor.Her görüsün bir mantik cercevesinde oldugunu görebiliriz.Islamiyetin cikis süreclerinde hakim dil Arapca ve farscadir.Arapcada Hz. Ali yandasligina Sia deniliyor.Tarafin Arapca dildeki karsiligi Aleviligi cagristiran bir kavram degil dogrudan Sia,dir.Hatta Muavin,in ve ya Osman,in yandaslarina Muaviye Siasi ve ya Osman Siasi denilmektedir.Tipki Ali Siasi denildigi gibi.Alevilik salt bir Arap soyu ya da Ali taraftarligi olmus olsaydi,Sialik varken ayrica Ali taraftarligi olarak ki anlami onu karsilamiyor Alevilik tanimlamasina ne gerek vardi?

    Dil konusudaki görüsleriniz ise tamamen yüzeyseldir.Tabi bu düsüncelerin sizde nasil olustugu konusu fakli bir degerlendirme konusu,biz bu konuda
    AV-KAR sitesinde 3 bölümden olusan bir yazi dizisi sizlere sunduk Kültür Insanin Dili Insanda Doganin Dilidir,bu yazilarimizda dil ve kültürün olusumu zaman icerisinde dilin gelisimini gücümüz oraninda ögrendiklerimizi siz degerli okuyucularimiza sunduk,bundan ötürü bu konuya girme gereginin lüzumsuz oldugunu düsünüyoruz.Insanin kendisini nasil tanimlamasi ise insanin ait oldugu toplumun kültürel zenginligi ve dili ile olur.Cünkü insan geldigi ve gelistigi toplumun yansiticisidir, tabi asimilasyon ile gönüllü kültür ajanliginida ayirt etmek dogru olmalidir.Biri zora dayali bir yok olus, digeri ise yine dolayli yollardan gönüllü bir inkardir.Sonucta her iki yöntemde ayni sonucu doguruyor.
    Sayet sizin belirttiginiz, insan kendisini hangi kimlik ile ifade ediyorsa o tür yaklasimi gönüllü asimilasyonun disa vurumudur ya ni insanin özünden kacisi ve bitisidir.Biz bu mantigi yaratan temel sorunlarin kaynagina konumuz geregi simdilik inmek istemiyoruz,fakat su örnegi vermek isteriz,Muavi,ye iktidari ele gecirmek icin Hz.Hüseyinin kellesini tepside getirdiler simdi Muavi,yi nasil tanimliyoruz zulümkar ve Islamin degerlerine ihanet edenler olarak,degilmi? .Dolayisi ile bugünde Kürt olup ben Türküm diyenleri nasil degerlendirecegiz.Sonucta her ikiside bir katliami ifade ediyor biri Hz.hüseyin sahsinda Islamin kültürünü katlediyor,bizim icimizdekilerde,Kürt halkinin Hz.Hüseyin sahsinda sahiplendigi Zerdüsti,Alevi ve Islamin kültürünü farkli bicimlerde yok ediyor.Kimse üstüne alinmasin bilicli ve bilincsiz bir durum var ortada,kimisi bu isi gönüllü yapiyor kimiside bilincsiz bir sekilde yapiyor.Yukarida ele aldigimiz örnek bu isleri pilanli ve programli bir sekilde egemenlerin konturolünde olan bu sekilde bu isleri yürüten unsurlara karsi verilmis bir örnektir.Sayin Dervis Sevin arkadasin belirtigi noktalara katilmamiz mümkün degil,ama Karer icin söyledigi neler yapabiliriz noktasinda bizde kendilerine sunu söylemek istiyoruz;Sizler kutsal inancimiz icin birseyler ortaya cikartabilirsiniz sonucta bölge insani Alevi inancinin mensuplaridir bu bizim bir ricamizdir.Degerli Dervis Sevin bizimde hem cografaya hem inancimiz konularinda kaygilarimiz mevcuttur,biz bu kaygilarimizi saygin bir dille ifade edip bir seyler yapabiliriz.Bu dogrultuda sizlerde inanc önderlerimiz olarak bir araya gelip Karer toplumunun inancsal bütünlügünü saglamalisiniz.

    Selam ve Saygilarimizla.

  9. Ural Eroglu dedi ki:

    Merhaba dostlar.
    Xormekan Asiretnin Eveliyati 2 yazisina ek olarak yazdigim yazida, Lolan asireti ile ilgili yazili belgelerin M.Ö. 3000-3500 yilalara ait oldugunu yazmistim. Yanimda kaynak olmadan yazdigim bu tarih yanlistir. Dogrusu Asur belgelerinden gecen M.Ö. 2800 yillaridir. Yani bu, M.Ö. 3000 yillari demektir.
    Düzeltiyor ve özür diliyorum.

  10. KEMAL TAŞ dedi ki:

    DEĞERLİ ARKADAŞLAR;
    SİTENİZİ TESADÜFEN BULDUM.AKTARMIŞ OLDUĞUNUZ YAZILARDAN KYİF ALDIM.BİLGİ VE TARİHİ BULGULARINIZI ZEVKLE TAKİP EDECEĞİM.EMEKLERİNİZE TEŞEKKÜR EDERİM.BENİM MERAK ETTİĞİM BİR NOKTAYI BİLGİLERİNİZE SUNARIM.BU KONUDA YANIT VERİRSENİZ SEVİNİRİM.KÜRTLERİN,İSLAMİYETTEN ÖNCEKİ İNANIŞI ZERDÜŞTLÜKTÜ.İSLAMİYETTEN SONRA ALEVİ KÜRTLERİ NEDEN DİĞER ŞAFİ KÜRTLER GİBİ,VEYA ŞAFİ KÜRTLER NEDEN ALEVİ KÜRTLERİ GİBİ İNANÇLARINI EŞDEĞER SÜRDÜRME İMKANINI BULAMADILAR.BİR ARKARKADAŞIMIZ YAZISINDA,HACI BEKTAŞI VELİ GİBİ ALEVİ ÖNDERLERİNİ TÜRK OLARAK, EGEMEN GÜÇLERCE GÖSTERİLDİĞİ YAZILIYDI.DEĞİLSE BU ÖNDERLERİN LİTERATÖRLERİ NEDEN HEP TÜRKÇE OLMUŞTUR?.ZAZACA SÖZCÜKLERİ İLE KURMANCİ SÖZCÜKLERİNİN BÜYÜK ÇOĞUNLUKTA AYNI VEYA KELİME KÖKLERİ AYNIDIR.BİR DİĞER TARAFTAN ZAZACANIN FARİSİ SÖZCÜKLERLE(İRAN) ÇOK BENZERLİĞİ BULUNMAKTADIR.BU KONUDA ARAŞTIRMALARI OLAN VARSA PAYLAŞMAK İSTERİM.ŞİMDİDEN TEŞEKKÜR EDERİM.

  11. Ural Eroglu dedi ki:

    Merhaba sayin Kemal Tas.
    Sanirim “Aleviligin Kökeni” basligiyla bu sitede yayinda olan yaziyi okumamissin. Sordugun sorularin cevaplari bu yazi icinde vardir. Bu nedenle burda tekrar etmeme gerek yoktur. Yalniz bu yazi iki bölüm halinde yayinlanmak istendigi icin, cevaplarin hepsini bu ilk bölümde bulamazsin. Ikinci bölüm de yayinlandiginda tüm sorularinin cevaplarini fazlasiyla bulacaksin. Senin cevaplarini aradigin sorular daha cok ikinci bölümdedir.
    Tüm yaziyi okuyup hala sorularin olursa o yazinin altina yazarsin. Ya da önerilerin varsa bizlerle paylasirsin.
    “Aleviligin Kökeni” baslikli yaziyi bulamazsan sag üst sütunda adimi tiklayarak ulasabilirsin.
    O yazida yer almadigi icin, simdi sadece kisaca Kurmanci, Zazaki ve Farsi (Persi) konusunda bir seyler yazmak isterim.
    Kürtce ve Farscanin icinde yer aladigi Hint-Avrupa dil grubunun Irani kolu Afganistan, Pakistan ve Kuzey Hindistan’a kadar etkindir. Özellikle Kürtlerin, Iranlilarin Afganlarin ve Ermenilerin atalarini olusturan bazi boylar akrabadirlar. Mesela Iranlilarin atalarindan biri olan Pers (Fars) boyu ve Kürtlerin atalarindan biri olan Med boyu ayni dönemlerde bölgeye yerlesen iki akraba boydur. Medlerden ve Perslerden cok önce Kürdistan’da ilk yerlesiklerden olan Hurriler Kürtlerin bölgedeki ilk atalarindandirlar; ancak Hurrilerin dogu kollari Iranlilara, kuzey kollari ise Ermenilere ve Gürcülere karismistir. Tüm bunlardan dolayi, bu halklar arasinda dil, dini, siyasi ve kültürel konularda hep yakinliklar ve benzerlikler olmustur.
    Kurmanci ve Zazaki arasinda benzerlikler oldugu gibi farkliliklar da vardir. Kimileri bu farkliliga dayanarak Zazalarin Kürt olmadigini iddia edebiliyor. Devlet de böl parcala ve yönet taktigi geregi, bu kesimlere gereken destegi veriyor. Unutmamaliyiz, insan türü Adem ve Hava’dan gelmedigi gibi, hic bir halk ve ulus da ayni irktan-soydan gelmiyor. Bu nedenle gecmiste 10 binlerce dil vardi. Zamanla bir araya gelip kaynasan insan gruplari, giderek ortak bir dili-iletisim aracini olusturdular. Bu sekilde halklar ve kapitalizmle birlikte uluslar ortaya cikti. Dünyanin en gelismis kapitalist devletlerinde dahi dilde tam olarak ortakligin saglandigindan bahs edemeyiz. 2500 yildan beri devletlerini ve ulusal bütünlüklerini kurmasi engellenen Kürtlerde, dildeki bu farkliliklarin olmasi gayet normaldir. Bu sorunnun cözümü, ancak Kürtlerin tam bagimsiz bir devlet kurmasiyla mümkün olacaktir.
    Ural Eroglu

  12. volkan24 dedi ki:

    xormek aşireti nasış oluyoda 2 lehçe konusuyo köken olarak aynı değillermii?

  13. volkan şimşek dedi ki:

    yorumlara bakıldığında sizlerin kökeniniz hakkında bir kafa karışıklığı içinde olduğun görüyorum bir arkadaşımız aşiret tarihini mö 2500 yıllarına götürecek kadar tarih algısından yoksun diğerleri aleviliği islam öncesine götürüyor bu tam bir kargaşa durumu aşiret soy birlikteliğiklan olma durumu mesala benim babamın dedesinin toplam hane sayısı 124 yani 124 ev her evde 6 kişi olduğunu düşünsek bu matematik bile bir aşiretin tarihinin en fazla 300 yıl olacağını gösterir ötesi muallaktır eşyanın tabiatına uygun değildir ayrıca Türk olmanızı sizden kimse istemiyor Türk olup olmadığını merak edenler antropolojik testler olduğunu unutmasın genetik bilimi diye birşey var çok merak edenler bu bilimsel yönteme başvurabilir hoşçakalın

  14. Onur dedi ki:

    Biz asiret olarak Şamaniz. Dedeler , pirler Şaman. Hala iyilestirme gucleri var (yada olduguna inaniyoruz), hala hayir dualari okurlar. Orta asyadan gelmis ozbe oz turk kulturu. Kadinlarimiz ve kizlarimiz arap veya kurt orneklerindeki gibi asla kole olmadilar. Kadinin yonetimdeki yeri Turklukten gelir Hormekli asiretinde.
    Hormekli asiretinin Turklugune sadece kadinlarina bakarak bile karar verilebilir.

  15. Huseyin dedi ki:

    Yukarida bir kac guzel yorum okudum, bazi arkadaslar meseleye ulusal gözluklerle bakmaktadirlar ve tabi i sonuc objektivlikten uzaklasmaktadir. Her seyden önce ulus meselesi milli devletin kapitalizmle ciktigini göruruz.Unutugumuz diger bir konu bu cografyada yasadigimiza göre % 80 kesin kurduz veya turkuz gibi bu gun bölgede egemen olan ukuslara kapagi atmak ne kadar dogru. Bu cografyada cin settinden akdenize kadar onlarca halk toplulugu kuzey,guney ,bati ,dogu irani dil gurubuna giren bu diller hepsi bir birine cok yakin diler. Islamiyetle beraber islami kabul edenler etmeyenleri soy kirimina ugratmistir bunun en iyi örnegi singalde bugun ISID yaptigini kurtlerin atasi Bedirxan 1840 larda daha korkuncunu yapti Cezira Botan bölgesinde yuzbinlerce Nasturi,Keldani,Syryani ve öz be öz Kurt olan ezidileri soy kirimina ugrati. Bu konular cok derin gunler alacak konular benim zamandan yana öyle bir luxsum yok.Alevi-Kizilbas geleneginde dil sadece bir iletisim aracidir ondan farkli hic bir anlam tasimaz cunki kabemiz insandir. Dersim ve cevresindeki alevi asiretlerin köklerine gelirsek aslinda bizim sözlu tarihimiz en önemli kaynagi veriyor nedir? hepsi horasan oldugunu söyluyorlardi evet dogrudur , yanliz burda buyuk bir tuzak var turk irkci tarihcileri horasani turkistana ,A, Yesviye baglama yalanlari var bunlar yalan bizim horasanimiz kuzey iran dir Deylemdir,Alamutur,Kazvin dir Ehli beytin emevi-abasi zorbalarina karsi örgutlendigi ve burdaki yerli halkin bu davaya sahiplendigi ve tarihte hic görulmemis bir sekilde savastigi onurlu durusudur. m
    Mogolari buyuk kiyimindan halkini korumaya calisan bu asiretler bu gunku yerlerine geldiler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir