Maskan Barakalar

Sağyan

Cafran

Şirnan

Yekmal

Göl

Darebi

Körkan

Pircan

Hırçık

Tuzla Belediye Başkanı Sn. Dr. Şadi YAZICI…

Tuzla Belediye Başkanımız Sn. Dr. Şadi YAZICI bey’in Darbe girişimi sonrası yaşanan demokrasi mücadelesi’ nde, demokrasi adına göstermiş olduğu duyarlı davranış sebebiyle teşekkür eder,  demokrasi adına verilmiş olan bütün mücadelelerde yanında olduğumuzu belirtmek isterim.

Tuzla Karerliler Derneği Yönetimi Adına Başkan Ali ATAMIŞ.

Karerliler Dernegi Başkanı Sayın Ali ATAMIŞ ‘ın Piknik konuşması…

DEĞERLİ KARERLİLER  ,         SEVGİLİ  DOSTLAR

DERNEĞİMİZİN    DÜZENLEDİĞİ   BU ETKİNLİĞE   KATILMANIZDAN    DOLAYI   HEPİNİZE   TEŞEKKÜR    EDİYOR,  SİZLERİ   SEVGİ   SAYGI İLE SELAMLIYORUM

 

BİR   ARAYA   GELDİĞİMİZ   BÖYLE   ETKİNLİKTE ,  İHTİYAÇLARIMIZI  VE  GELECEĞE YÖNELİK  PROJELERİMİZİ  KISACA  DA  OLSA  SİZLERLE   PAYLAŞMAK  İSTİYORUM

KARERİN  9 KÖYÜ  KAPSAYAN  DERNEKLEŞME  FAALİYETİMİZİN  MAZİSİ  OLDUKÇA  YENİDİR

ÖNCELİKLE  BU DÜŞÜNCEYİ  HAYATA  GEÇİREN  DERNEĞİMİZİN  KURULUŞUNU

GERÇEKLEŞTİREN  TÜM  ARKADAŞLARIMIZA  HUZURLARINIZDA  TEŞEKKÜR  ETMEK  İSTİYORUM

ONLARCA  YIL ÖNCEDEN  BU İŞE  BAŞLAYAN  YÖRE  DERNEKLERİMİZİN  ÖNEMLİ  BİR  BÖLÜMÜ  BELLİ  BİR  MESAFE  ALMIŞ  BULUNUYORLAR.

BİZLERİNDE  ÇALIŞMALARIMIZI  HIZLANDIRARAK,  DAYANIŞMAMIZI  GÜÇLENDİREREK  BELİRLİ BİR  KURUMLAŞMA  DÜZEYİNE  SÜRATLE  ULAŞMAMIZ  GEREKİYOR.

BU  HEM  İSTANBULDAKİ  KARERLİLER ARASINDA  GÜÇLÜ  BİR DAYANIŞMA AĞI  OLUŞTURMA  HEM DE  KARERİN  TEMEL   SORUNLARINDA  ETKİN  BİR  ROL OYNAMAMIZA  NEDEN  OLACAKTIR.

 

 

 

 

DEĞERLİ    DOSTLAR,

BİLDİĞİNİZ  GİBİ  BÖLGEMİZDE  35-40 YILDAN BU  YANA  YOĞUN  BİR  ÇATIŞMA  SÜRECİ  YAŞANIYOR.  İNSANLARIMIZ  ÖLÜYOR,   ORMALARIMIZ   YAKILIYOR,  DAĞLARIMIZ,  DERELERİMİZ,  DOĞAMIZ  TAHRİP  EDİLİYOR.  BÖLGE  YAŞANMAZ  HALE   GETİRİLEREK  İNSANLARIMIZ  GÖÇE  ZORLANIYOR  VE  HER  BİRİMİZ  FARKLI BÖLGELERE  YÖNLENDİRİLİYOR

BU  DURUM  DİLİMİZİ,  KİMLİĞİMİZİ,  KÜLTÜRÜMÜZÜ,  İNANÇ  VE DEĞERLERİMİZİ  YOK EDİYOR.

KARER  SIRADAN   BİR  YER  DEĞİLDİR.  KÖKLÜ  BİR GEÇMİŞİMİZ  VARDIR.  KÖKLERİMİZE, TARİHİMİZE  VE TOPRAĞIMIZA  KARŞI  HEPİMİZİN  VİCDANİ  VE  AHLAKİ  SORUMLULUKLARI  OLDUĞU  DÜŞÜNCESİNDEYİM.  HER  BİRİMİZİN  FARKLI DÜNYA  GÖRÜŞLERİNE  VE  SİYASİ  EĞİLİMLERE SAHİP  OLDUĞUMUZUN  BİLİNCİNDEYİM.

BU  FARKLILIKLARIN  HİÇ BİRİ  DİLİMİZİ,  KİMLİĞİMİZİ,  İNANÇ  VE KÜLTÜREL  DEĞERLERİMİZİ

VE TOPRAĞIMIZA,  DOĞAMIZA  SAHİP ÇIKMAMIZIN  ÖNÜNDE  ENGEL  DEĞİLDİR. OMAMALIDIR.

 

 

DEĞERLİ  KARDEŞLERİM,

BU  NEDENLE  SOSYAL  VE KÜLTÜREL  ETKİNLİKLERİMİZİ  ARTTIRMALI  DAYANIŞMAMIZI  GÜÇLENDİRMELİ,  BU  AMAÇLA  KURULAN  DERNEĞİMİZE  SAHİP ÇIKMALI  KURUMLAŞTIRMALI  VE  ETKİN  KILMALIYIZ

ÜYE  POTANSİYELİMİZİ  TÜM İNSANLARIMINIZI  KAPSAYACAK  GENİŞLİĞE   ULAŞMALI,  SOMUT  ÖNERİLERLE  PROJE ÜRETMELİ,  TOPLUMSAL VE SOSYAL  DAYANIŞMAMIZI  GÜÇLENDİRMELİYİZ. MADDİ  VE  MANEVİ  DESTEĞİMİZİ  SUNMAKTAN  ÇEKİNMEMELİYİZ.

KARER  DEYİNCE, KARERLİLER  DERNEĞİ DİYİNCE, HERKES  GÜCÜMÜZÜ  HİSEDEBİLMELİDİR.

BUNU  BAŞARABİLİRSEK  GELENEĞİMİZE, TARİHİMİZE VE  KÜLTÜRÜMÜZE  ÖNEMLİ  ORANDA  SAHİP  ÇIKMIŞ  VE  KATKI  SAĞLAMIŞ  OLACAĞIZ.

 

 

 

 

DEĞERLİ  DOSTLAR

 

PEK  ÇOĞUNUZUN  BİLDİĞİ  GİBİ  DERNEĞİMİZE   AİT  BİR  BİNA  YAPMA ÇALIŞMALARINI  YÜRÜTÜYORUZ. BELİRLİ ADIMLAR ATILMIŞ DURUMDA. KURUMLAŞMANIN EN TEMEL AYAKLARINDAN BİRİ BU PROJEYİ  HAYATA GEÇİRMEKTİR. BU DA  HEPİMİZİN ORTAK  ÇABASIYLA ANCAK GERÇEKLEŞEBİLİR. HER BİREYİN  KEDİ GÜÇÜ  ORANIN DA GEREKLİ  KATKIYI  SAĞLAYACAĞINDAN EMİNİM . BUNUN İÇİN ÖNÜMÜZDEKİ  DÖNEMDE PEK ÇOK ETKİNLİK ORGANİZE ETMEYİ DÜŞÜNÜYORUZ.

DERNEK BİNASINDA  BU AMAÇLA YAPILACAK TOPLANTILARA  SİZ DEĞERLİ  ÜYELERİMİZİN,  İŞ ADAMLARI, ESNAFLARIMIZ VE   KÖYLERİMİZİN KANAAT ÖNDERLERİ  İLE BİZE ÖNERİ VE KATKIDA BULUNMANIZI ÖZELLİKLE RİCA EDİYORUM .

 

BU İŞLER  TEK BAŞIMIZA YÖNETİM KURULU OLARAK ALTINDAN KALKABİLECEĞİMİZ İŞLER DEĞİLDİR. KOLLEKTİF ALKA VE ÇABAYA İHTİYACIMIZ VARDIR.

 

 

 

BU ARADA  UNUTMADAN ÖZEL BİR BİLGİLENDİRME YAPMAM GEREKİYOR

YAKIN  BİR  TARİHTE  15 HAZİRAN  2016  TARİHİNDE  9 KÖYÜ KAPSAYAN ÖNEMLİ  BİR BELGESEL  PROĞRAMI GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ.

GELECEK  KUŞAKLAR AÇISINDAN  BU BELGE  KALICI BİR  BELGE OLMASI  AÇISINDAN  ÖNEMLİDİR.  YAKIN  BİR  TARİHTE  BU  KONU  İLE  İLGİLİ   DERNEK  BİNAMIZDA  9 KÖYDEN ARKADAŞLARIMIZIN  KATILIMIYLA  PLANLAMASINI YAPACAĞIZ

TOPLANTI TARİHİNİ ARKADAŞLARA AYRICA BİLDİRECEĞİZ.

 

DEĞERLİ HEMŞERİLERİM, SEVGİLİ DOSTLAR, ÇALIŞMADAN YORULMADAN  ORTAKLAŞMADAN  BİR ESER MEYDANA  GELMEZ.  BU NEDENLE  HER  KARERLİNİN  BU YAPACAĞIMIZ  İŞLERE ORTAK  OLMASINI  İSTİYORUM

 

 

DEĞERLİ HEMŞERİLERİM ,

BİR KONUYU SİZLER İLE PAYLAŞMAK İSTİYORUM . DEĞERLİ KARERLİLER  YÖNETİME GELDİĞİMİZ TARİHTEN BU  YANA  ÜYELERİMİZİ  DERNEĞE  İLGİ  VE ALAKASINI ÇOK AZ  GÖRÜYORUM .

BAZI ARKADAŞLARIMIZIN  DERNEĞE  KÜŞMÜŞ  OLDUKLARINI DUYUYORUZ.

BU KÜSKÜNLÜĞÜN BİZDEN Mİ YOKSA ÖNCEKİ  YÖNEYTİMLERDEN Mİ BİLEMİYORUM .

AMA KARERİN  KÜLTÜRÜNDE KÜSKÜNLÜK YOKTUR. VE OLMAMALIDIR.

EĞER BÖYLE BİR  KÜSKÜNLÜK VARSA ÖNCEKİ  VE ŞİMDİKİ YÖNETİM ADINA HEPİNİZDEN ÖZÜR DİLİYORUM. ZAMAN KÜSKÜNLÜK ZAMANI DEĞİL BİRLİK , BERABERLİK VE KARDESLİK GÜNÜDÜR.

DEĞERLİ KARERLİLER VE DEĞERLİ DOSTLAR

BENİ  SABIR VE DİKKATLE  DİNLEDİĞİNİZ  İÇİN  HEPİNİZE  TEŞEKKÜR EDİYOR  HER  ŞEYİN GÖNLÜNÜZCE  OLMASINI  DİLİYOR  SİZLERİ  SEVGİ  VE  SAYGIYLA  SELAMLIYORUM .

KARER VE MEMED’E ZEYNELİ HAKKINDA 2.bölüm

DİLEKÇENİN İKİNCİ DEVAM YAZISI..

Mehmet Kılıçkediği bu kısa yazıyla ne anlayabiliriz. Nede tanıyabiliriz. Mehmet Kılıçgediği anlamamız ve tanımamız için tüm hayatını detaylıca bilmemiz gerekir.  Babam Mehmet Kılıçgedik birçok konuşmasında benim yolumu ancak Türkoğuz sürer demişti. Ben onun varisi ve oğlu olarak bazı ilkelerim vardır. Bu ilkeler birilerine ters gelebilir.

Babama da ters gelen yanları vardı. Ancak okuduğum yüzlerce kitap, yazdığım yazı ve kitaplar ve içinde yaşadığım aile ve toplumumuzun tarihsel gerçeği bu ilkelerin zorunluluğunu bana kabullendirerek bir alışkanlık haline getirdi. Bundan dolayı birçok kişiyle iletişimim seviyeli ve sınırlıdır. Bu ilkelerin gereğini yaparken hiçbir zaman bu toplumun bir bireyi olarak birçok konuda toplumsal sorumluluk almaktan kaçınmadım. Buna birçok farklı örnek verebileceğim gibi kısaca araba çalıştırdığım dönemleri ve yazıhane arabalarına karşı rekabet ortamı yaratıp, halkın bu konuyla ilgili sıkıntılarına çözüm öretme girişimini örnek verebilirim.

Birkaç kez de muhtarlık seçimlerine girerek bu sorumluluğumu daha geliştirmeyi amaç edindim. Farkına vardığım ulaşım ve diğer toplumsal sorunlarla ilgili ben tek bir kişiydim sorumluluklar büyüktü. Arabamla rekabet ettiğim dönemde beni aşacak kadar büyüklükte sorunlarla karşı karşıya kaldım. Sorumluluklar büyük olduğu içinde bu sorumlulukların mücadelesi ve kavgası bir yerden sonra şiddete ve başkasını mağdur edecek seviyeye geliyordu. Benim yüzümden kimsenin mağdur olmaması için bu sorumlulukları bir yere kadar devam ettirdim. Rekabet döneminde ulaşım ve bu konudaki halkın taleplerini kendi imkanlarımla karşılayarak bir çok konuda çözüm oluşturma gayretlerim sırasında zarar gördüğüm halde halka zarar getirmedim. Bütün bunların devamın da ki ilgili çözümü halkın kendi iradesine bıraktım. Çünkü çözüm yolu halktan geçiyordu. Ben sadece bu ortamı sağlayan bir araç ve amaç oluşturma eğilimindeydim. Birçok sorunun varlığını söz, davranış ve eylemlerimle açıkladığım gibi, aynı şekilde yazıya dönüştürerek bu yazıyı halka dağıtım. Karer halkı yani sizler zaten gerek ulaşımla ilgili gerekse inanç, kültür ve bu konudaki birlik beraberlikle ilgili birçok sorunun olduğunu biliyorsunuz. Ancak bilmek yalnız yetmiyor. Bütün bu sorunların büyüdüğünü görmemezlikten gelemeyeceğimize göre herkes bu konuda sorumluluk alarak bir şeyleri yoluna koyma gayreti ve çabası içinde olmalıdır. Herkes bunu olmazsa olmaz bir görev olarak sahiplenip elinden gelen tüm çabayı ortaya koymalıdır.

Benim edindiğim diğer toplumsal sorumluluklardan biride çok fazla zaman ve ekonomik harcamalar yaparak günümüzde kaybolmuş tarihimizi araştırdım. Bütün ayrıntılarıyla bin beş yüzlük tarihi bularak kitap haline getirdim. “Seçilmiş Toplum Alevilik” adıyla bu kitap yakında yayınlanacaktır. Yani Karer halkının bir evladı olarak gücümün yettiği kadarıyla Karer’in toplumsal meselelerine karşı duyarlı oldum. Kısıntılı imkânlarıma rağmen birçok konuda elimden geleni yaptım ve yapmaya da devam edeceğim.

Yani kısacası babamın benim hakkımda söylemi benim çabalarımla birlikte tutarlı bir şekilde devam ediyor. Benim Bingöl de burada adresim evim belidir. Evim ve yüreğim geçmiş toplumuzun ilkeleri ve benim kendi ilkelerim içinde herkese açıktır. Bu ilkelerin gereği de, babalarımız, atalarımız nasıl birbiriyle dürüst bir birliktelik içinde dost canlısı bir birlerini sahiplenip hak edeni dost, öncü, lider, ayrıcalıklı bilmişlerse ve onun yanında yer almışlarsa, bizde bunu yaparak birbirimizle ilişkilerimiz de sonsuza kadar atalarımız gibi birbirimizin iyi yanlarını görüp buna taraf olup dost kalabiliriz. Babamın evi sizlerin evleri gibi babadan babaya atalarından kalan bir ocaktır. Tarih boyunca bu ocağın kapısı inanç, kültür, aş, ekmek, birliktelik, dostluk, paylaşma, adalet, ikrar, sadakat, sevgi, yardım, huzur, saflık ve bunlara benzer birçok güzel şeye açık bir kapıydı. Bunun tarihi kanıtları vardır. Bu kapıdan girenlerin yüreğinde de bütün bu güzel kavramlar vardı. Bu nedenle bu toplumun insanları hiçbir çelişkiye düşmeden, korkmadan, çekinmeden, rahat ve huzur içinde bu kapıdan içeri girerlerdi. İçerde de bütün bu güzel duygusal kavramlara karşılık bulup rahat ve huzur içinde bu kapıdan çıkardı.

Şimdiki insanlar eğer eski insanlar gibi rahat ve huzur içinde bir biriyle sosyal ve toplumsal ilişki geliştirmeyip, bir birinin kapısından rahat ve huzur içinde girip çıkamıyorsa bu bizim geçmiş değerlerimizi yok ettiğimiz içindir. Bizde geçmiş atalarımız gibi insanız ancak geçmiş insanlarımız kadar bizi birbirimize bağlayan aileye, kardeşe, anaya, babaya,  akrabaya, topluma, komşuya, pire, raybere, musahibe, kirveye kısacası, aynı soy olduğumuz halkımıza, aynı yol olan inancımıza aynı ikrar olan kültürümüze düşkün değiliz. Bundan dolayı da gönül ve ikrar kapılarımız bir birine kapalıdır. Eğer biz atalarımızın o saf niyetiyle bütün bu ilişkileri kurup, kutsal bilip geliştirirsek yüzümüze kapanmış gibi görünen ikrar kapıları kendiliğinden bize açılacaktır.

Biz birey ve toplum olarak eğer bütün bunlara düşkün olup şimdiye kadar devam etmiş olsaydık şimdi içimizde Hüseyin ağa, Mikail ağa, Mehmet Hulisi bey, Mehemede Zeyneli, Hikmet kılıçgedik, Mıstafaye İbili, Gazi Efendi, Kur Hüseno kol, Hüsene Heyderi, Şukriye lolan, Korkanda Kemer ağa, Tiyar ağa, Hesene Ali Sağyan köyünde; Karerli Mehmet  efendi, Seyyit Hüseyin,  Kemere Romi,  Maskan köyünde Yusuf ağa,  Heydere Nuri, Mıstafaye Mıke, Şirnan köyünde Zeynel’e Şirnan, Yekmal köyünde Resule Selimi, Cafran köyün de; Cafer ağa, Hasen ağa, Sabri Kaygalak isimleriyle aynı değerde toplumda yeni isimler yaratırdık. Eğer bu isimler ve benzeri atalarımızı ve geçmişteki İmam, Şeyh, Emir, bey, pir, rayber, ağa, efendi, seyit, kâmil, sofi, ermiş, derviş, abdal atalarımız kişiliğinde ve mertebesinde insanlar toplumumuzda yoksa bunu büyük bir eksiklik olarak görüp kendimizi içtenlikle sorgulamamız gerekir. Çünkü biz bu isimlerin verdiği badelerle inanç, kültür ve felsefe edindik. Çünkü biz bu isimlerden öreyerek çoğaldık. Çünkü biz bu ve benzeri isim ve kavramdaki insanların devamıyız. Eğer onlar olmasaydı bizde olmazdık. Onlar bizim anlama, anlamlandırma, inanç ve kültür edinme yaşam sebeplerimizdirler. Bunu hiç kimse inkar edemez. Kendimizi bu yönlü sorgularken bütün bu yüce insanların değerlerini ne hele getirdiğimizi ve bütün bu atalarımızın değerlerini tüketerek neye dönüştüğümüzü görüp, doğru bir bilinç geliştirmemiz gerekir.

Eğer biz cenaze, düğün gibi ortamlarda bir araya geliyorsak bu yine atalarımızın örettiği değerler sayesindedir. Eğer birçok insanımıza kalırsa bir arada olmak ayıp ve sakıncalıdır. Bütün bu yazılanlar saçma ve hayaldir. Bu nedenle tek tek uzak diyarlara dağılıp kendi maddi çıkarımıza bakmak ve bencil davranmak bizim tek kurtuluşumuzdur. Şeklinde duygular ve düşünceler öretmek bize daha kolay ve anlamlı geliyor. Bunlar bize anlamlı ve öncelikli gelince inancı ve kültürü için malını mülkünü ve canını veren atalarımızı anlayamayız. Onları tam olarak anlamamız için binlerce yıl onlar gibi yaşayıp onların deneyimlerine ulaşmamız gerekir. Bu mümkün olmadığına göre mümkün olan şeyi yani atalarımızın malını ve canını uğruna feda ettiği inanç ve kültür gerçeklerini kabul edip devam ettirmemiz gerekir. Biz şu an onların tarih boyunca malı ve canıyla örettiği onların ilişkisel değerlerini ve mirasını tükettiğimizi kabul etmemiz gerekir. Bu gerçekleri es geçip, bu gerçeklerden kaçarsak dahi bu gerçeklere eninde sonunda geri dönmek zorunda kalacağız. Bu gerçekler bir binanın temelleri gibidir. Temeller sağlam yapılmazsa zamanla bina yıkılır ve her şey binanın enkazı altında kalır. Eğer biz bu binanın altında yok olmayıp kurtulursak dahi yine bu binayı yapmak zorunda kalırız. Binanın yeniden yapılması için yeniden temelle dönüp temel kazınıp sağlamlaştırılması mecburidir. Bizim inanç ve kültürümüzde böyledir. Yani bizim özerimize yıkılan inanç ve kültür enkazının altından eninde sonunda kurtulursak dahi bu inanç ve kültürümüzün yani tarihimizin temellerine döneceğiz. Şu anki amacımız geç kalmadan, yani inanç ve kültürümüzü tümden yok etmeden dil, inanç ve kültürümüze sahip çıkmak olmalıdır.

Ortak değerlerimiz için birey ve toplum olarak son tarihlerde bizim örettiğimiz hiçbir şeyimiz yoktur. Aksine yukarda vasıflarını saydığım atalarımızın canıyla kanıyla örettikleri tüm vazgeçilmez insanlık değerlerini tanımayarak, sahiplenmediğimizden atalarımıza ait çoğu değeri başkası götürüp kendine ve kendi toplumuna mal etmiştir. Şimdi bizim başkasına imrendiğimiz başkaların birlik ve beraberliği ve diğer halleri atalarımıza ait eski geleneklerimizdir. İnsanlıkla ilgili tarihi sizde araştırmacı bir gözlemle okursanız. Bu tarihi bizim toplum gerçekleriyle karşılaştırırsanız atalarımıza ait olup da bazı toplumların düzeninde ve yazılı kaynakların da başka toplumlara mal edinmiş çok fazla değerlerimizin olduğunu göreceksiniz.  Buda bizim kendi tarihi değerlerimize sahip çıkmadığımızdan dolayıdır. Ancak ne zamanki bu bize ait tarih, bizden alınıp başka toplumların içinde bir düzen haline getirilmişse bu kez biz bu düzenlere imrenir olmuşuz. Bu gerçekleri doğru yorumladığımızda imreneceğimiz ve minnet duyacağımız tek gerçeğimiz geçmişteki atalarımız ve onların örettiği inanç ve kültür değerleridir. Kendi geçmiş atalarımızı ve onların insanlık değerlerini yeteri kadar araştırıp yeteri kadar doğru algılayıp yorumlayamayışımız atalarımızın eksikliği değildir. Bizim kendi yetersizliğimiz ve eksiğimizdir.  Atalarımız bütün benliğiyle yaşayarak deneme ve yanılma aşamalarından geçirdikleri ve zamanla bilimsel bir toplum gerçeği haline dönüştürdüğü inanç ve kültürümüzün bu yok oluşa girmesinde son nesil olarak hepimizin suçu vardır.

Birçok insanımız bu kendi suçunu görüp düzeltmek yerine bazı sınıfların entrikalarına kapılarak bazı hazır inanç ve ideolojilere kendini kaptırarak kendini temize çıkaracağını düşünüyorlar. Oysaki uğruna bedel verilerek kazanılmış olan kendi inancı ve kültürü dışına çıkıp bazı hazır inanç ve ideolojilere kapılmak insanlarımız için büyük bir eksiklik ve yenilgi unsuru sayılmalıdır. İnsan ahlakına uymayan bu kendi inancı ve kültürü dışına çıkma başkalaşma ve yabancılaşmadan artık bir ders çıkarıp bu düşkünlükten ve bozgunluktan artık vazgeçilmelidir. Bütün bu suçlar özerimizde var oldukça hiç kimse kendini temize çıkaramaz.

Yılarca çıkar için çalışıp elde ettiğimiz maddi zenginliğimiz mevcut düzenin içinde bizim bileğimizi güçlendirebilir. Bu gücü kullanarak insanlığımızı kanıtladığımızı sanabiliriz. Ancak atalarımızın Alevilik anlayışıyla tarih boyunca yoksulluk içinde insanlık adına örettiği tek güçlü olma gerçeği kendi inancı, kültürü olan manevi zenginliği ve bu anlamda elde ettikleri sosyal düzenleridir. Biz maddi anlamda zengin olmuşuz ama içimiz, yüreğimiz yani manevi yapımız bomboş kalmıştır. İnsan olmanın gereği maddi unsurlar değildir. Maddi unsurlar bizim günlük ihtiyacımızı karşılayan oluşumdur. Manevi unsurlar ise bizim anlama, anlamlandırma, güven duyma, dürüst olma, sevgi, saygı üretme, insan, doğa ve evrenle ilişki geliştirme, yaratanı ve yaradılışı yakından kavrama, akıl ve beden donanımızı iyi ve yararlı şeyler için kullanma gibi dünyada birçok ortak paylaşımı bir arada yaşama gerçeğimizdir. Kısacası manevi unsurlar bizi insanoğlu insan yapan olmazsa olmazımızdır.

Bütün zorluklara rağmen atalarımız bütün bu insan olmanın esaslarını doludizgin yaşarken bizim bunca rahatlık içinde bütün bu gerçekleri yok sayıp çözümsüz bir ortam yaratmamız bizim için ne kadar büyük bir ayıp ve aşağılanma olduğunu artık hepimizin bilmesi gereken önemli bir gerçektir.

Çoğu zaman ben bu toplum sorunlarını bazı insanlarımızla konuşuyorum. Konuşma sırasında herkes şu cevabı veriyor. Düzelmesi mümkün değildir. Ben bütün Kârêrlilere soruyorum biz bütün bu sorunların düzelmesi için ne yaptık ki bize ait bu sorunların düzeleceği veya düzelmeyeceği konusunda fikir yürütüp “düzelmesi mümkün değildir” deyip kestirip atıyoruz. Uğruna bir çaba ve bedel verilmeden bu sorunların çözümünü beklemek büyük bir akıl eksikliğidir.

Ben ve sizler babamızın ve atalarımızın yolunu sürmemiz için, onların saflığı ve doğalığı içinde dürüstçe birbirimiz uğruna canını verecek ölçüde yakın bağlar olan ilişkiler içinde biz bir birimize, aile, kardeş, ana, baba, komşu, kayın, dünür, musahip, kirve, pir, rayber olmalıyız. Bu yapı içinde tek bir toplum olmalıyız. Alevi olup da bu tür zorunlu ilişkiler kurmayan, inancına ve kültürüne sahip çıkmayan bir yönüyle, onuruna ve namusuna da sahip çıkmamış olur. Çünkü onuru ve namusu anlamlandıran bütün bu ilişki donanımlarıdır.

Eski Karer Alevilik esaslarında biri inanç ve kültürüne sahip çıkmadığında ona “deyro pinç” diyorlardı. Alevilikte P..ç olmak gayrı meşru birinden peydahlanmak olduğu gibi inanç ve kültürüne sahip çıkmamakta p..çliktir. Çünkü p..çliğin anlamı insanın aile ve toplum düzeni olan gelenek görenekleri ve kültürü dışında var olmaktır. Örneğin toplum düzeni dışında yani evlilik dışı doğmak gibi. Buda insanın geleneksel doğal özü dışında var olmamak demektir. Bir insan bir evlilik sonrasında bir ailede doğmuşsa o insan o ailenin soyunu, neslini ve özünü devam etmek için bedenen var olur. Bu bedenin anlam bulup kendi aile ve toplumundaki ki yerinin beli olması aile ve toplumda kişisel anlam ve değer bulması için aile ve toplumun inanç ve kültürüyle yetişmesi gerekiyor. Bu aile ve toplumun olmazsa olmaz esasları ve aşamalardan geçmemiş birey eski Alevi Karer deyimiyle p..ç bir devir başlatmış olur. Çünkü bireyin kendi soyu ve kendi soyunun inanç ve kültürünü kendine kişilik edinmesi bireyin tek asıl özüdür. Bunun dışındaki öz soy, ailesi ve toplum gerçeğinin dışında kaldığı için bu tür bir öz kişinin kendisine ait bir öz olarak tanımlanamaz.

Alevilikte özün tanımı Alevi bir kız ve Alevi bir erkek bireylerin evlenmesiyle bir aileden doğmak. Doğan kişinin büyüme aşamalarında, Alevi yolunu yani Alevi inancını ve kültürünü sahiplenerek devam ettirme ve bütün bunları kutsal bilip, ibadet edercesine bu gerçeklere hizmet edip kendini bu uğurda gerekirse feda etme ikrarı içinde olmaktır. Alevi esaslarında özü olmayanın tanımı da Alevi esasları dışındaki ilişkiyle doğmak ve kendi gerçek özünün dışına çıkarak başkaların kendisine biçtiği özü benimsemek, yani “düşkün olmak” eskilerin deyimiyle “deyro p..ç” diye bir soy, inanç ve kültür almaktır. Bu yolla düşkün duruma düşüp, geçmişi beli olmayan, neydi belirsiz p..ç biri olup bunun devamını yaratmaktır. P..ç ve düşkün kelimeleri bu konuyla ilgili bize incitici ve ağır gelebilir. Ancak Alevi Karer tarih gerçeği bu tanımlarla sınırını belirlemiştir. Alevilik ve Karer toplum esasları ve gerçekleri iyi incelenip doğru tespitlere varıldığında bu gerçeklerin aksini iddia edemeyiz. Gerçekler acıdır denilmesinin nedeni de budur. Bu acı gerçekleri iyi kavramadan, bu acı gerçeklerle onurumuz ve canımızı incitmeden doğru yolu ve seçeneği bulamayız.

Bir insan inancı ve kültürüyle büyüdüğünde ancak kendi özünü korumuş olur. Sadece ailenin içinde bedenen doğmak ve toplumun içinde bedenen yani fizikken var olmak insanlık değildir. İnsan olmanın vasfı içinde doğduğu aile ve toplumun inancı ve kültürüyle kişilik oluşturup bunun devamını sağlamaktır. Alevilik sıradan bir inanç ve felsefe değildir. Alevilik özelikle kendi içinde seçilmiş bir topluluktur. Alevilik bu seçilmişlik içinde insanın inanç ve kültür özünü evrensel düşünceye, evrensel gerçeğe ve evrensel öze bağlama yoludur. İnsanda bağımlılık ve kutsallık oluşturan Alevilik kavramlarını eski insanların saflığı ve doğalığıyla kutsal bilip bunları paradan ve çıkardan daha değerli bulup bütün bunlara sarılarak bunlara hizmet etmeyi amaç ve görev haline getirmek özümüzün tek teminatıdır. Biz ancak Alevilik özüyle, inanç ve kültür geliştirerek kimlik kazanıp bilimsel ve evrensel toplum gerçeğimizi oluşturabiliriz. Bunun dışındaki kimlik arayışları bizim tarihimiz ve bu tarihin yaratığı özümüze ters gelip, özümüzle bağdaşmaz. Alevi ve Karerli olarak kanıtlanmış bilimsel özümüz, başka kimliklerde tarihsiz, kanıtsız ve temelsiz kalır. Buda Karer Alevi esaslarındaki “p..çlik” ve “düşkünlük” tanımına girer. Bu nedenle kendi Alevi ve Karer kimliği dışındaki kimlikler olan ve “p..çlik” “düşkün” kavramları içine giren kimlik arayışlarının ne anlama geldiğini iyi bilmemiz gerekir. Bunları iyi bilip doğru kararlar aldığımızda Alevilikte ki temel esas ve vazgeçilmez özümüz olan soy, yol ve ikrar kavram ve bağlarına sarılmaktan başka çaremiz ve kurtuluş yolumuz olmaz.

Ben bütün tarihimizi araştırdım. Karer de Alevi ve Karer özü ve kimliğiyle biz güçlü bir toplumduk ve diğer çevre toplumların tamamen dışında kendi içinde seçilmiş bir topluluktuk. Toplumun inanç ve yönetim önderleri vardı ve Karer bölgesi bir devlet yönetimi gibi bağımsızdı. Karer halkı birlik beraberliği ve güçlü yapısından dolayı çevre köylerin halkı özerinde bu farklı yapısını dayatıp bu farklı kimlikle tanınıp kabul görmüştük. Öncesinde Dersim olan o zamanın Çemişgezek Eyaletin de 32 kale ve 16 nahiyeyle Alevi ve Dersim özü ve kimliğiyle “Melkişler” adında güçlü bir topluluktuk. Toplumun inanç ocakları ve beylik yapan yönetim önderleri vardı. Bu toplum ve yönetim bir devlet konumunda farklı inanç ve kültürüne rağmen bu farlı kimliğiyle bölge illerdeki yönetim ve halklar özerinde çok güçlü etkisi vardı ve geniş bir coğrafyada bu yönetimin kuraları uygulanıyordu. Aynı dönem olan özelikle Anadolu Selçuklu Sultanı Aleattin Keykubat desteğiyle Babai yapılanması içinde Anadolu da atalarımızın birçok inanç içerikli ocakları vardı. Anadolu’nun birçok yerinde farklı inanç ve kültürüne rağmen bu farlılıkları, Anadolu’nun tüm inançları üzerinde şimdiki diyanet kadar inanç içerikli olarak etkisi vardı. Bu ocaklar Anadolu’ya Alevilik esasları içinde ve benzer inanç ve felsefe yayıyordu. Daha öncesinde bizim atalarımız Erzurum’da Saltuklular devletini kurdu. Bu devletin sınırları başkent Erzurum olmak özere Bingöl, Kars, Pasinler, Dersim, Elazığ, Erzincan, Oltu, Tortum, İspir, Bayburt gibi geniş bir coğrafyanın yönetimi bu devletin elindeydi. Bu yönetim, Alevi esasları ve farkı içinde şekillenip Anadolu’nun başı konumundaydı. Anadolu’daki diğer birçok sömürü düzenlerinden bağımsız olup her türlü halkı kendi yönetimi içinde eşit tutmuştur.

 

Türkoğuz KILIÇGEDİK (oğlu)

 

Korkan Köyünden…

Şükriye KAPLANSEREN hakka yürümüştür, Kendisine Allahtan Rahmet, Ailesi ve Sevenlerine Başsağlığı dileriz.

Korkan Köyünden…

Gülten ÇALAĞAN hakka yürümüştür, Kendisine Allahtan Rahmet, Ailesi ve Sevenlerine Başsağlığı dileriz.

Darebi Köyünden…

Dursun SERİN hakka yürümüştür, Kendisine Allahtan Rahmet, Ailesi ve Sevenlerine Başsağlığı dileriz.

Sağyan Köyünden…

Hatice UZUNYAYLA hakka yürümüştür, Kendisine Allahtan Rahmet, Ailesi ve Sevenlerine Başsağlığı dileriz.